27 Ekim 2025 Pazartesi

CAVE OF FORGOTTEN DREAMS

Mağaranın estetiği ve zamanın derinliği: Güçlü bir sinemasal deneyim.


    Yıl: 2010

    IMDb: 7.4

    Yönetmen: Werner Herzog

    Süre: 1 ssat 30 dakika

"Bir şehrin ruhunu anlamak istiyorsanız önce duvarlarını dinlemelisiniz"

    
Şu resimlerin 32-38 bin yıl önce yapıldığına inanabiliyor musunuz? Ben inanmakta epey zorlandım ve  bu yüzden epey de bir araştırma yapmak zorunda kaldım. Kaynak çalışmaların çoğu yabancı dilde, hangi kaynaklara bakmam gerektiğini chatGPT'ye sordum. Önce şu promptu girdim "Chauvet Mağarası hakkında bilgi ver." Fakat chatGPT'nin daha önce sorduğum konularda, hatta çok basit konularda bile hatalı bilgiler derlediğini, hatta -bence- uydurduğunu bizzat gören biri olarak alışkanlığım üzere verdiği bilgilere çok da itibar etmemeyi tercih ettim ve bu sefer şöyle bir prompt girdim: "Bu mağara ile ilgili okuyabileceğim Türkçe dilinde ve diğer dillerde bilimsel kaynakları listele. Bana bu konuda ayrıntılı kaynakça hazırla ve ver." Bu prompta cevap olarak bana A.Birincil Bilimsel Makaleler,  B.Sulawesi/Endonezya Üzerinden "En Eski" Tartışmaları, C.Metadoloji ve Tarihleme Yöntemleri Hakkında Derlemeler ve Ders Kitapları, D.Teorik ve Kuramsal Kaynaklar, E.UNESCO/Müze/Belgesel Notları Gibi Resmi Kaynaklar/Toplum ve Popüler Bilim, F.Türkçe Akademik Makaleler/Popüler Yazılar/İncelemeler olmak üzere 6 başlıkta uzun bir Kaynakça hazırladı. Tabii ki bu kaynakların hepsini kısa bir sürede okumam mümkün olmadığı için her başlıktan bir ya da iki kaynağı inceledim. Ve izlediğim belgeseli zihnimde bu okuduklarım ile yeniden çözümlemeye çalıştım. Böylece burada Cave of Forgetten Dreams'ı, hakkında okuduklarımı da aklımın bir köşesinde bulundurarak ve henüz izlememiş olup izleyecek olanları da düşünerek anlatmaya çalıştım.

"İnsanlar ölümlüdür ama insanlık ölümsüzdür."

 
    

Onbinlerce yıl önce yaşamış bir insanın eline dokunmak...Bu izleri neden bırakmış olabilirler?

İmgelemimiz, hikayelerimiz, mitolojimiz; Paleolitik insan muhtemelen dünyamızı değiştiren iki kavrama sahipti: Değişkenlik ve Geçirgenlik

Öncelikle günümüzde arkeolojinin kazma-kürekle girişilen epik bir macera değil, inanılmaz detaylarla gerçekleştirilen yüksek bir teknoloji çalışması olduğunu kavramamız son derece önemlidir. Yani,

"Arkeoloji bir veri deposu değil, insan bilincinin aynasıdır."

Chauvet Mağarasını şaşkınlıkla izleyeceksiniz. Hatta inanamayacaksınız. Arkeologlarda karşılaştıklarında inanamamışlar ve keşfedildiği 18 Aralık 1994 yılından bugüne hala şüpheleri olan arkeologlarda yok değil ama bu şüpheler sadece tarihlemede anladığım kadarı ile, o da 40-50 bin yıl öncesinden bahsettiğimizi düşününce bence o kadar da afaki bir yanılma sayılmamamlı.

Arkeologlar kanıtlara göre Neandertallerin mağaraları 75.000 yıl önce işaretlemeye başladıklarını, ancak bu çizimlerin figüratif olmadığını söylüyor. Bu noktadan hareketle Fransa'da ki Chauvet Mağarasında bulunan resimler en yaşlı figüratif resimler olarak kabul ediliyormuş ta ki 2019 yılında, Endonezya'nın Sulawesi adasında 51 bin 200 yıl öncesine tarihlenen duvar resimleri bulunana kadar. Bunun figüratif sanatın Avrupa'da doğduğuna dair kesinliği ortadan kaldırdığı belirtiliyor.

Mağarada sadece duvar resimleri değil, hayvan iskeletleri, meşale kalıntıları, ritüel olarak yorumlanan izler de bulunmuş. Ve mağaradaki duvar resimleri bir çok araştırmacı tarafından olgun ve ileri teknik olarak değerlendirilmiş; misal hayvanın hareketini sembolize edermişçesine çizilen ayaklar. Ben belgeselde gördüğüm resimlerden sonra sanırım bu mağarada Dali'nin, Picasso'nun Paleolitik dönem erken ruhları dolaşmış diye düşündüm.

Belgeselde anlatılan teknik analizlere ve tarihleme yöntemlerine hiç girmeyeceğim çünkü bu, konunun iyice akademik zemine inmesine neden olacak ki böyle bir durumda da bilimsel etik çerçevesinde haddimi aşmış olacağımı düşünüyorum.

Bu belgesel film hakkında asıl değinmek istediğim noktaya gelecek olursam; filmin başlangıcında kameranın mağaraya girişi, tünelden aşağıya inişi, seslendirmeler, ışıklandırmalar, ışık-gölge geçişleri vs dikkat edildiğinde Platonun Mağarasının tersine bir anlatısını görüyoruz. Yani bu sefer hakikat mağaranın dışında değil, için de diyor yönetmen. Yani gerçeklik bu sefer Platonun Mağarasının söylediği gibi dışarda değil, içeride. Bunu nereden anlıyoruz? Kamera geçişleri dışarıdaki görünüşlerden uzaklaşarak mağaranın içerisindeki gölgelere doğru ilerliyor. Platonun tam tersi yönde; bugünün gerçekliğinden uzaklaşarak geçmişin gölgelerine yaklaşıyor ve bizlere karanlık bir boşluktan sızarak derinlere doğru ilerleyen zayıf bir ışıkla geçmişin anlamını yansıtmaya çalışıyor, onbinlerce yıl önce nefes almış, hissetmiş, var olmuş insanların hatırasına dokundurmaya, Homo Sapiensin dünyanın kaosunu anlamlandırma çabasını göstermeye, insanı kökleri ile bağlantı kurması gerektiğine ikna etmeye, sessizliğin yankısını dinlemeye, tarih öncesi çağların kokusunu almaya çağırıyor ve belki biraz da o günlerden bugünlere kalan izleri onurlandırmaya.

Filmi izlediğimizde Chauvet Mağarasının tıpkı ana rahmi gibi kapalı ve korunaklı bir alan oluşu, duvar resimlerinin insan işi olmasına karşın mağarada birçok hayvan iskeletine rastlanırken hiç insan iskeletine rastlanmaması, tören ve ritüel emareleri vb ile mağaranın onbinlerce yıl önceden bugünlere getirdiği tüm o izler bizi ister istemez hem kozmik, hem psikolojik, hem de mitolojik bağlamda ölüm, öte alemler, yeniden doğuş, bilinç, inanç, bilinç dışı, benlik, bireyleşme, dönüşüm, ölümsüzlük üzerine düşünüş gibi birçok konu hakkında Paleolitik insanın aklından neler geçirdiği, ne düşündüğü, nasıl düşündüğü, imgelemi, hikayesi, mitolojisi üzerine düşünmeye zorluyor.

Öyleyse ne diyelim: "Sanat, zamanın uçurumunu aşar."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÇAY MI, KAHVE Mİ SEVERİZ?

Çay meşrubat-ı umûmi içinde bir iksir-i âzamdır. Bu yüzden, hiçbir içecek tutmaz çayın yerini. Kahve belki biraz zorlar, Ama tutmaz. Çünkü; ...