"Ben, her zaman gerçeği söyleyen bir yalanım."
Jean Cocteau
Cocteau'nun şiirlerinde sanatın yankısı sözlerdedir, sinemasında ise ışıkta. Ama öz aynıdır:
Sanat, sanatçıya ait değildir, gökten düşer. Bu yüzden sanatçı yaratan değil, yakalayandır.
ORFE ÜÇLEMESİ: Penelope, Ulysses'in yolculuğunun sonunda karşılaşmak zorunda olduğu son zorlu sınavdır.
1. FİLM: Le Song d'un Poete / The Blood of a Poet, 1930, IMDb 7.2, 55 dakika
Sanatın Doğuşu
Heykelleri parçalamanın tek riski, bir heykele dönüşmektir. Ölümsüzlüğün öldürücü sıkıcılığı.
Sanatın ışığıyla yanan Ikarus.
Üçlemenin bu ilk filminde izleyici, sanatın doğum anına götürülür, sanatçının kendi aynasına, kendi imgelemine, kendi iç labirentlerine en çok yaklaştığı, yaratımının başlangıcına: Bilmenin travması/doğum
2. FİLM: Orpheus / Orphee, 1950, IMDb 7.8, 1 saat 52 dakika
Sanatın Sınanışı
Cocteau'nun Orpheus'u, modern çağın Prometheus'udur.
Sanatçı, yüzünü yaşama dönerse sanatı yitirir, sanata dönerse yaşamı.
Çünkü sanatçı yaşamın bilgisine ancak ölümle ulaşır; yaratıcılık, ölümün bakışına dayanabilme gücüdür.
Bu noktada Cocteau şöyle der: "Tüm sanat eserleri bekleyebilir ve beklemek zorundadır. Hatta yaşamak için şairin (sanatçının) ölümünü beklemek zorunda kalabilirler."
Üçlemenin bu ikinci filminde izleyici, sanatın trajik bilincine ulaşan sanatçının, yaratımın cezalı doğası ile karşılaşmasını görecektir: Bilginin bedeli/deneyim
3. FİLM: Le Testament D'Orphee / The Testament of Orpheus, 1960, IMDb 7.1, 1 saat 19 dakika
Sanatın Ölümsüzlüğe Ulaşması
Sanatçı, ölülerle konuşan bir canlı değil, canlıları ölülerle konuşturan bir ölüdür.
Bu noktada Cocteau şöyle der: "Filmin ne başı vardır ne sonu, ama bir ruhu vardır."
Buradaki ruh Cocteau'nun kendi ruhudur ama kişisel ruhu değil; mitolojik bir biçimle var olan ruhu.
Üçlemenin bu son filminde izleyici, yaşayanla ölü, anlamla imge arasında gidip gelen sanatçıyı görür. Sanatçı, kendi mitinin içinden geçip geri döner ama bir psychopompos gibi, sanatını öte tarafa taşır: Bilmenin trajedisi/farkındalık
Orpheus'a Soneler
Aynalar, kimse tanımlayamadı sizi,
Anlayamadı kim olduğunuzu;
Zamanın umutsuzca uzağında
Dilimlenmiş bölümlerine kazınmış
Birkaç elek deliğisiniz sadece.
Bazen resim dolusunuz
Ve arka planınıza
Bazıları
Bir fırçayla eklenmiş gibi
Diğerleri ise çekinerek uzaklaştırdıklarınız.
Fakat en güzelleri kalacak,
Ta ki Narkissos onu yakalayıp
Onun ötede gizlenen iffetli dudaklarına ulaşıncaya dek.
Rainer Maria RİLKE
"Aynalar, ölümün girip çıktığı kapılardır, tüm hayatınızı bir aynada görürseniz, kovandaki arıları camın arkasında gördüğümüz gibi, ölümün iş başında olduğunu da göreceksiniz."
J.Cocteau
Sanatçının, üçleme boyunca, duyudan sezgiye (1.film), sezgiden bakışa (2.film), bakıştan yaratıya (3.film) geçişi; filmlerin yalnızca tematik değil, ontolojik ilerleyişini de gösterir ki bu da üçlemenin dramatik yapısının bir tür mistik algı evrimi olarakta okunmasına neden olur.
-Sanatçı duymaz ama işitir / Le Sang D'un Pete: Yaratıcılığın başlangıcı duyulan değil, işitilendir. Çünkü sanat bir keşif değildir -dışarıda arayarak bulunmaz- sanat bir icattır -daima içerden doğar-
-Sanatçı bakmaz ama görür / Orphee: Sanatçı dışa da baksa, içi görür. Çünkü "gerçek bakış, göz kapaklarının ardında olur (J.Cocteau)." Gerçek vizyon bakmanın değil, görmenin menbaandan doğar.
-Sanatçı yaşatmaz ama diriltir / Le Testament d'Orphee: Sanatçı yaşatmaz, sanatçı canlıyı biçime sokarak dondurur ama aynı anda diriltir de. Çünkü sanatta ki biçim, ölümsüzlüğün biçimidir.
"Her filmim, ölü bir şeyin yeniden doğmasıdır."
J.Cocteau